GÖÇ HİKAYELERİ

GÖÇ HİKAYELERİ

Ferit TOPLU
SAYGILI SOYDAŞLARIMIZ
 
Göç bir felakettir. Her şeyden önce istenmeyen zorunlu bir ayrılıktır. Her ayrılığın dayanılması güç bir hüznü ve zorluğu vardır. Göç olgusu insanların yaşamlarını baştan sona etkiler. Göç travması ile karşılaşan insanlar iki değirmen taşının arasında ezilen buğday örneği bilmedikleri ama daha iyi koşullarda yaşayacaklarına inandıkları topraklara doğru savrulurlar. Bu savrulmalar sırasında soykırıma da uğrayabilirler. Canları da dahil olmak üzere çok şeylerini kaybedebilirler.
Bu kapsamda sizlere şu anda İzmi’te yaşamını sürdüren Hasan Nezih SUDAK soydaşımızın baba ve dedelerinden dinlediği, zihninde yer eden acı tatlı göç hikayesini aktarıyorum….
 
 
Hasan Nezih Sudak ile 02.02.2011 Perşembe günü için telefonda randevulaştık ve dernek merkezinde buluştuk. Mutlu bir tesadüf, sohbetimizin ilerleyen bölümlerinde kendisiyle İzmit Lisesinden sınıf arkadaşı olduğumuzun da farkına da vardık.
Hasan Nezih Sudak babasının hikayesini şöyle anlatıyor:
Babam, Şerafettin Sudak 1912 yılında Seyit Hasan Sudak ve Emine Sudak’ın oğlu olarak İzmit - Kullar’da dünyaya gelmiş. Şerafettin Sudak’ın Burhanettin, Naciye ve Zübeyde isimlerinde üç kardeşi daha varmış.
Dedemin babası Seyit İbrahim ikisi kendisiyle akraba olan 10 aile ile birlikte 1890 yılında Kırım’dan deniz yolu ile İstanbul’a oradan da İzmit, Kullar’a gelip yerleşmişler. Göçün en büyük sebepleri, Rusların Kırım’da Tatarlar üzerine kurdukları zulüm, baskı ve kuraklık sonucu sık sık meydana gelen kıtlıklarmış. Dedemin babasının, Kırım’dan birlikte geldikleri grup içindeki Mahmut Ağa ve Seyit Bilal Ağa’nın aileleriyle akrabalık ilişkisi varmış. Birbirine akraba olan bu üç aile Kırım–İstanbul arasında deniz taşımacılığı işi ile uğraşırlarmış. Kullar’a yerleşen bu üç ailenin çiftçilik yönleri özellikle meyvecilikleri çok güçlüymüş. Bu aileler Kullar’a geldiklerinde yanlarında Kırım’dan meyve fidanları da getirmişler. Kullar’da geçmişte çok ünlü olan meyveciliğin 1890 yılında Kırım Tatarları tarafından getirildiği kabul edilmiştir. Gerçekten geçmiş yıllarda Kullar etrafında geniş meyve bahçeleri varmış. Kırım Tatarları, Kırım kökenli Safran Elması, Kuzubaşı Elması, Nar Armutu ve sarı renkli kiraz cinsleri ile Kullar’da geniş meyvelikler kurmuşlar*.
Hasan Nezih Sudak, Kırım’dan Türkiye’ye göç eden sözünü ettiğimiz 10 aileden biri olan Mecit Efendi ailesinin hikayesini çok ilginç bulduğu için anlattı…
Mecit Efendi’nin ailesi Kırım’ın zengin ailelerindenmiş. Bu aile 1890 yılında Türkiye’ye gelmek üzere Yalta’dan ayrıldığı zaman kafalarında Türkiye’ye yerleşmek gibi kesin bir karar yoktu. Türkiye’nin koşullarını görecek ve karar vereceklerdi.. Bu nedenle Kırım’la olan ilişkisini kesmemişlerdi. Türkiye’ye gelirken mal varlığını da satmamışlardı. Nitekim, aile Türkiye’de bir süre kaldıktan sonra 1900’lü yılların başında tekrar Kırım’a dönmüştü. Vapur ile gerçekleşen bu dönüş sırasında ailenin bir erkek çocuğu dünyaya gelmiş adını da Mecit koymuşlardı. Fakat, sonraki yıllarda Türkiye’de kalanlar bu aileden 1945 yılına kadar hiçbir haber alamamıştı.
Sene 1945…İkinci Dünya Savaşı yılları sonrası. Almanya’daki bir esir kampından Türkiye’ye bir mektup geliyor. Zarfın üzerinde sadece;
Şerafettin…İstanbul şehri…İzmit mahallesi….Kullar..
İbaresi vardır.
Postacı mektubun alıcısını bulamıyor. Mektubu İzmit’in çarşı esnafına gösteriyorlar… Çünki, o yıllarda İzmit’te her kes birbirini tanımaktadır. O sırada çalıştığı SEKA’dan çıkan babam çarşıya gelince mektubu babama gösteriyorlar…Mektup babama yazılmıştır.
Babam mektubu okuduktan sonra anlıyor ki 1900 lü yılların başlarında Kırım’a geri dönen ailenin dönüş vapurunda bir erkek evlatları olmuştur. Mecit adı verilen bebek büyüyor ve Kırım’da mevcut tüm Rus baskılarına karşın ekonomi ve ziraat dahil olmak üzere 3 fakülte bitiriyor. Evleniyor ve 3 oğlu oluyor. Bu arada İkinci Dünya Savaşı yıllarında Mecit Rus ordusunda Almanlara karşı savaşıyor ve esir düşüyor, Almanya’ya esir kamplarına götürülüyor. Mecit mektubu esir kampından yazmıştır. Esir kampının ismini de vermiştir. Beni bu kamptan kurtarın diye yazıyor mektubunda.
Babam Mecit Efendiyi Türkiye’ye getirmek istiyor. Emniyet teşkilatına başvuruyor. Fakat olumsuz cevap alıyor. Babam mücadelesine devam ediyor. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün danışmanı olan tanıdığı bir profesöre durumu anlatıyor. Profesör ve İsmet İnönü’nün gayretleriyle Mecit Türkiye’ye getiriliyor. Gelirken yanında bir de Leyla isimli Tatar kızı vardır. Sonraki yıllarda Leyla Hanım ile İstanbul’da evleniyor. Leyla Hanım İngilizce, Almanca ve Rusça bilmektedir. Sukuti soyadını alan Mecit Efendi sonraki yıllasrda İstanbul’da Şişli’deki Bomonti bira fabrikasının ve Tepebaşı otelinin müdürlüklerini yapmıştı. Mecit Efendi, bu arada 25 yıldır göremediği ailesini de çok merak etmekte özlemektedir. Mecit’in eşi Leyla Hanım 1960’lı yılların başında Rusya’ya Türkiye’den gidemediği için önce Amerika’ya gidiyor. Bir süre oradaki Kırım Tatarlarının yanında kalarak yeşil kart sahibi oluyor. Sonra uçağa binerek Amerika’dan Rusya’ya giriş yapıyor. Oradan da Özbekistan'a giderek kocası Mecit’in sürgünde yaşayan eski ailesini buluyor 3 çocuğunun da sağ olduğunu ve Moskova’da önemli bürokratik mevkilerde olduğunu öğreniyor.
Mecit Sukuti’nin inançları kuvvetliymiş. Çok güzel Kuran-ı Kerim okurmuş. Ama, Ruslara karşı çok kini olduğu için günde 24 saat Ruslara küfredermiş. Mecit Sukuti 1960’lı yılların sonlarında İstanbul’daki Kırım Türkleri Derneğinin başkanlığını da yapmış. 
Mecit Sukuti amca 1978 yılında İstanbul’da vefat etmiş. Babam Şerafettin ve amcam Burhanettin cenazesinde bulunmuştu.  

Ferit TOPLU